Sessizliğin İçinde Kendime Doğru
Biraz Durgunluk, Biraz Ben...
Bazen hayat bir sahne olmaktan çıkıyor. Ne başrol var, ne yan karakter. Her şey flu. Saat akıyor, gün geçiyor ama içimdeki saat durmuş gibi. Ne ileri, ne geri. Sadece orada.
Bu aralar biraz durgunum. Öyle hüzünlü bir durgunluk değil belki ama hareketin olmadığı, içimin kıyısında sessizce oturduğum bir hal. Ne bir şey yapmak istiyorum, ne de hiçbir şey yapmamayı başarabiliyorum. Arada kalmışlık gibi ama çok da şikayet etmiyorum. Sanki bu sakinlik, iç sesimi daha çok duymam için bir davet.
Biraz tükenmişlik de var tabii, yok diyemem. Hep güçlü olma çabası, hep yetişme hali... Yoruyor insanı. Bazen sadece durmak istiyor insan. Kimse bir şey istemesin, ben de kendimden bir şey beklemeyeyim. Sadece olayım. Varlığımın sesiyle baş başa kalayım.
Ama bu yorgunlukla birlikte gelen bir dinginlik var ki, işte o bana iyi geliyor. Kalabalıktan, gürültüden uzak; kendi içimde bir durak. Belki de en çok burada kendimi buluyorum. Kalabalıkların içinde kaybettiğim parçalarımı topluyorum yavaş yavaş.
Bilmiyorum, belki de kendimi yeniden tanıma zamanı bu. Hayatın ortasında, kimseye göstermeden sessizce yeniden doğma hali. Acelem yok. Biliyorum, geçecek. Belki de bu "geçiş" hali, tam da olmam gereken yer.
Bugünlerde ben böyleyim. Ne tam üzgün, ne tam mutlu. Ama kesinlikle gerçek.
“Bu satırlar belki kimseye değil, sadece kendime. Ama eğer sen de şu an benzer bir yerden geçiyorsan, yalnız olmadığını bil istedim.”
Yorumlar
Yorum Gönder