Yaşamak mı? Sadece Gelecek İçin Tükenmek mi?


Dışarısı karanlık...
Bulutlar öfkeli, yağmur şiddetli. Arabalar sabırsızca kornalara sarılıyor; sanki birbirlerine "çekil önümden" demekten başka dertleri yok. İnsanlar ise her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor birbirinden. Artık yapraklar bile onlara selam vermiyor. Çünkü ağaçlar bile farkında olan bitenin.

Evet, ağaçlar da sıkılmış durumda.
Çünkü onlar da biliyor artık: İnsanlar ne istediklerini bilmiyor.

Koşuşturan kalabalıklar...
Bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar, ama nereye? Kimse yaşamın farkında değil. Kimse "şimdi"de değil. Herkesin kafasında aynı düşünce: Gelecek.
Yarın, yarın, yarın...
Ev almalıyım, araba almalıyım, evlenmeliyim, statü kazanmalıyım...

Ama kimse bilmiyor ki o yarın, belki de hiç gelmeyecek.
Ve asıl olan tek şey, tam şu an. Bu an.
Yağmurun tenine değdiği, rüzgarın saçlarını karıştırdığı, bir çocuğun gülümsediği, müziğin seni dansa davet ettiği o an...

Ama insanlar bunu görmüyor.
Görmek istemiyorlar belki de.
Kendilerinden kaçıyorlar.
Kendileriyle yüzleşmek yerine, gelecek hayalleriyle oyalanıyorlar. "Yarın" diye diye bugünü heba ediyorlar.

Ve fark etmiyorlar ki;
Asıl mutluluk küçük şeylerde saklıdır.
Bir şakada, bir kahkahada, bir dost sesinde, sevdiğin bir şarkıda.
Hayat gelip geçiyor...
Ama onlar hala büyük şeylerin peşinde koşarken, küçük mutlulukları ıskalıyorlar.

Bilmiyorlar.
Belki de hiç bilmeyecekler...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eskiye Duyulan Özlem ve Kalbin Arayışı: O Neşe Kaşığı Günler

Biraz Durgun, Biraz Yorgun, Ama Huzurlu