Renklerin Çorbasında Bir Kaşık Hayat


Düşünsene... Sabah uyanıyorsun. Her şey siyah-beyaz. Kahve kupan bile... Kupanın üstünde "Hayat kısa, kahveni iç" yazıyor ama o da gri, tatsız. Cümle bile moralini bozar bu renksizlikte. O an anlarsın ki renk dediğin şey, sadece bir boya kutusundan ibaret değil. Renk; hayatın kahkahası, göz kırpışı, neşesi, huysuzluğu... Kısacası, renkler bizim hayata attığımız çiçekli çarşaflar.

Kırmızı mesela…
Bazen aşkın ter bastıran hali, bazen de sinirin “Yeter artık!” diye bağırdığı an. Bir çilek reçelinde gördüğünde mutlu eder, trafik ışığında gördüğünde hop oturtur hop kaldırır. Çift karakterli ama olsun, biz de öyleyiz zaten.

Sarı?
Tam bir sabah enerjisi... Limon gibi ferah, güneş gibi sıcacık. Ama sarı kart görünce can sıkar, orası ayrı. Yine de sarı, çocukluk gibi; enerji dolu, biraz da yaramaz. Sarı bir yağmurluğun varsa, yağmurda bile gülümsersin çünkü o an dünyaya "Ben buradayım, ıslanıyorum ama coolum" diyorsundur.

Mavi?
Derin, dingin, biraz içine kapanık… Hani şu "Sana şiirler yazdım ey mavi!" kafası var ya… Ama bir de deniz mavisi var, insanı alır tatile götürür. Mavi gözlü insanlar genelde duygusal olur derler ama bence sadece dünyayı biraz daha romantik görmeye meyillidirler. Ya da gözleri filtreli, bilemiyoruz.

Pembe?
Tatlı krizinin somut hali. Ama sadece şirinlik değil ki… Pembenin de feminist yumruğu vardır, bizi özgür kılarken de kontrol eden.

Yeşil?
Sakinliğin rengi, doğanın selfie açısı. Bir çimene uzandığında ya da çayırda yuvarlandığında “Hayat bu ya!” dedirten renk. Yeşil gören göz, huzur arayan gönül demektir.

Renkler olmadan hayat neye benzerdi biliyor musun?
Tuzsuz çorba gibi, esprisi olmayan sitcom gibi, karanlıkta limonata içmek gibi… Evet, tat var ama ne zaman ne içtiğini anlamıyorsun. Renkler bize ne içtiğimizi, ne hissettiğimizi, kim olduğumuzu hatırlatıyor.

Kırmızıyla düşüyor, maviyle kalkıyor, sarıyla gülüyoruz. Yeşille dinleniyor, morla biraz çılgınlaşıyoruz. Siyah bile bir noktada "Ben de buradayım, asaletin adı" diyor.

Sonuç mu?
Hayat boyama kitabıysa, biz de eline kalemleri almış bir çocuğuz. Dışına taşsak da olur, çünkü en güzel resimler hep biraz dağınık olur.


---

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eskiye Duyulan Özlem ve Kalbin Arayışı: O Neşe Kaşığı Günler

Yaşamak mı? Sadece Gelecek İçin Tükenmek mi?

Biraz Durgun, Biraz Yorgun, Ama Huzurlu