Kendine Zaman Tanı, Sohbetin Gücüne Şaşır

Bazı sabahlar uyanırsın, kahve bardağı sana şöyle der gibi olur: "Bugün de bir şey olacağı yok, ama sen yine de beni iç." O an, hayata karşı en büyük silahın sabrın değil, sohbetin olduğunu fark edersin. Evet, yanlış duymadın. Sohbet. Hani o “nasılsın yaa, bak ben ne yaşadım” diye başlayan, sonra kahkahayla bir yerlere sürüklenen sihirli kelime dizisi.

Hayatın gürültüsünde kendimize "Dur!" demeyi unuturuz çoğu zaman. Halbuki kendine zaman tanımak, iç sesini kahveyle buluşturmak, bazen sadece boş boş tavana bakmak bile bir terapi yöntemidir. “Bugün de hiçbir şey yapmadım” demek aslında bir başarıdır. Modern çağın ninja kılığına girmiş molasıdır.

Bir de o beklenmedik telefonlar var ya...
“Canım ne yapıyorsun?”
“Vallahi içimdeki huzuru arıyorum ama o da meşgule düşüyor.”
Ve başlar o sohbet… Dertleşme seansı mı, stand-up gösterisi mi belli değil. Ama sonunda şunu fark edersin: Gülmek, hafifletir. Dinlenilmek, iyileştirir. İçini dökmek, sırtını düzleştirir.

Kendine zaman tanımak sadece spa’ya gitmek, yoga yapmak ya da kitap okumak değil. Bazen sadece bir dost sesi yeter. Bazen kendinle bile muhabbet etmeyi denemelisin, ama dikkat et... İç sesin lafı çok uzatırsa, ona da "sus be içim" demeyi bil.

Hayat ciddi bir iş gibi sunulsa da, en verimli anlar aslında neşeye izin verdiğimiz anlardır. İyi bir kahve, dürüst bir dost, tatlı bir kahkaha… Günü güzelleştiren şeyler Instagram filtresi değil; sıcacık bir “anladım seni” bakışıdır.

Bugün kendine bir güzellik yap:
Kendinle, bir dostunla ya da hatta bakkal İsmail amcayla bile olsa, iki kelime laf et.
İnan, dünya bir anda daha yaşanabilir bir yere dönüşüyor.
Gülüşmelerle.
“Unutma, bazen tek ihtiyacın olan şey, bir kahve, iki kelime ve üç kuruşluk samimiyet.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eskiye Duyulan Özlem ve Kalbin Arayışı: O Neşe Kaşığı Günler

Yaşamak mı? Sadece Gelecek İçin Tükenmek mi?

Biraz Durgun, Biraz Yorgun, Ama Huzurlu