Başımız Ağrımadan Doktora Gitmeyiz…
Geçtiğimiz hafta hastanede bir yakınımı beklerken, yanımdaki yaşlı teyzenin sözleri kaldı aklımda:
"Evladım, bu koridorda herkes iyileşmek istiyor ama kimse hasta olmamak için yaşamıyor."
Bir cümleyle özetlemişti aslında hepimizin halini.
Hastaneler… Hayatın durup düşündürdüğü yerler. Koridorlarında yürüyen insanlar, iyileşmeyi bekleyen bakışlar, sağlık çalışanlarının insanüstü gayreti… Herkes orada bir umutla, biraz daha “iyi” olmanın peşinde. Ama asıl soru şu: Neden sağlığımız bozulmadan önce bu kadar çabalamıyoruz?
Her gün sosyal medyada “sağlıklı yaşam”, “spor rutini”, “temiz beslenme” gibi içeriklere denk geliyoruz. Beğeniyoruz, belki kaydediyoruz ama uygulamıyoruz. Çünkü insan, çoğu zaman kaybetmeden kıymet bilmiyor. Sağlık da böyle. Ta ki bir gün o kıymeti elimizden alınıncaya dek...
Oysa küçük adımlarla başlamak mümkün. Her gün 30 dakikalık yürüyüş, fast food yerine ev yemeği tercih etmek, geceleri bir saat erken uyumak, bedenimize ve zihnimize iyi gelecek şeyleri seçmek… Bunlar lüks değil, sorumluluk.
Hastaneler dolup taşmadan, reçeteler çoğalmadan önce kendimize yatırım yapmalıyız. Çünkü sağlık, ertelenmeye gelmeyen bir zenginliktir. İyileşmek için harcadığımız çabanın küçük bir kısmını, hasta olmamak için harcasak… Belki de yollarımız hastanelerle bu kadar sık kesişmeyecek.
Ve sen…
Bu yazıyı okurken bedenin sana sessizce hizmet etmeye devam ediyor. Peki, sen ona ne zaman teşekkür edeceksin?
Kitap Önerisi:
“İnsan Bedeni - Harika Bir Makinanın Kullanım Kılavuzu” – Bill Bryson
Bu kitap, bedenimizin ne kadar karmaşık, mucizevi ve kıymetli olduğunu anlatan sade ama etkileyici bir rehber. Kaslarımızdan bağışıklık sistemimize, nefes alışımızdan beyin işleyişine kadar birçok detayı bilimsel ama sıkmadan aktarıyor.
Okudukça şunu hissediyorsunuz: “Bu bedene daha iyi bakmalıyım.”
Çünkü biz onun içinde yaşıyoruz ama onu ne kadar tanıyoruz?
Yorumlar
Yorum Gönder