Sokakların Dili



Bazı sokaklar konuşur. Hayır hayır, öyle “Hey sen kimsin?” diyecek halleri yok. Ama bir taşına, bir çatlağına bakarsın… anlarsın. Der ki: “Buralarda çok şey yaşandı, otur hele anlatayım.”

İşte bu yazı, öyle bir sokaktan değil…
Bir sürü sokaktan, birbirine karışmış anı kokan sokaklardan.
Diyarbakır’ın kucak gibi açılmış kuçelerinden, Marmaris’in sabaha kadar açık sahil barlarının arkasındaki sakin aralardan…
Bodrum’un "Günaydın!" demeden güneşlenmeye başlayan sokaklarından ve Kuşadası’nın martı sesleriyle uyandıran sabah yürüyüşlerinden.
Yalıkavak’ta esen rüzgarla kafanı toplayamadığın ara yollardan da var bu yazıda, Çeşme’nin kendini Ege kraliçesi sanan Arnavut kaldırımları da…

Diyarbakır Surları’nın gölgesinde
bir çocuk top oynar hâlâ. Kulağında annesinin sesi: "Eve geç kalma ha!"
Sokak dar, ama anılar geniş.
Taşın üstünde oturursun, yere düşen karpuz kabuğuyla bir hikâye başlar. Bir de bakmışsın, sokak sana babaannenin ayak seslerini hatırlatmış.

Marmaris sokakları
biraz flörtöz.
Sana göz kırpar, “Bak buradan geçerken aşık olabilirsin, dikkatli yürü.”
Arada bir İngiliz amca, elinde dondurma, çorap-sandalet kombiniyle sana “Good morning canım” der, ne diyeceğini bilemezsin.

Bodrum sokakları
laf aramızda biraz entel takılır.
Her köşe başında bir sanat galerisi, duvarda solmuş bir Bob Marley posteri. Ama gece olunca hepsi “Hadi sabaha kadar dans!” der.
Sabah ise kafanda sorular: “Ben nerdeyim? Bu simit neden bu kadar pahalı?”

Yalıkavak’ın arka sokaklarıysa
sessizdir ama küskün değil.
Bir çiçek saksısında yıllarını anlatan bir teyze çıkar karşına. Sana bir lokma verir, “Deniz tuzunu topraktan çıkarırız biz” der, sen de anlamış gibi başını sallarsın.

Kuşadası sokakları
gülümser sana.
Martılar çığlık atarken, sen elinde çiğ börekle sahile yürürsün.
Bir yanda liman kalabalığı, bir yanda emekli amcalar: “Gençlik elden gidiyor bak!” diye nasihat peşinde.

Ve Çeşme...
O ayrı bir hikâye.
Sokağa girersin, önce saçların dalgalanır. Sonra burnuna bir "lütfen beni ye" diyen Alaçatı kurabiyesi kokusu gelir.
Bir kedi göz kırpar sana, “Buralar bizim oğlum, sen misafirsin” der gibi.
Sen de zaten kendini hiç ev sahibi hissetmemişsindir; çünkü o sokaklar seni misafir değil, hikâyenin parçası yapar.

Sokakların dili vardır.
Bazısı ağlar taşta, bazısı güler duvarda.
Bazısı aşkı fısıldar serin bir esintide,
bazısı annemizin o meşhur terliğiyle noktalanır.

Ama hepsi bir şey anlatır.
Kimi çocukluğuna döndürür, kimi hayalini kaşır.
Kimi seni sen yapar, kimi unuttuğun seni sana hatırlatır.

Son söz:
Eğer bir gün kaybolursan…
Haritaya değil, sokaklara bak.
Çünkü onlar seni bulur.
Ve usulca kulağına eğilip şöyle derler:
“Hoş geldin… seni bekliyorduk

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Eskiye Duyulan Özlem ve Kalbin Arayışı: O Neşe Kaşığı Günler

Yaşamak mı? Sadece Gelecek İçin Tükenmek mi?

Biraz Durgun, Biraz Yorgun, Ama Huzurlu